Kayıtlar

Sessizliğin Günahı: İnsan Hakları Uyuduğunda , Yazan: Gouya Roshan

Resim
  Sessizliğin Günahı: İnsan Hakları Uyuduğunda  İnsan olmak sadece iki kola ve iki bacağa sahip olmak değildir. İnsan olmak, tanımasak bile bir başkasının acısını hissedebilme yeteneğidir. Birinin acı çektiğini bildiğimizde sessiz kalmamaktır. Bedeli ağır olsa bile gerçeği saklamamaktır. Bazen birini hiç yakından tanımamış oluruz, fakat ona haksızlık yapıldığında kalbimiz kırılır. Milliyet, din ya da sınırlar ne olursa olsun bu empati, insanlığın hâlâ canlı olduğunun bir göstergesidir. Kalplerimiz başkalarının acısına hâlâ tepki veriyorsa, dünya bu insanlığa sırtını dönmüş olsa bile biz hâlâ insanız. Ancak adaletin koruyucuları olması gereken bazı insan hakları kurumları, insanların yaygın acılarına yeterince tepki vermemektedir. Bu cehalet değil, bir tercihtir. Hangi krizleri görüp hangilerini görmezden geleceklerine dair bir tercih. Hangi mağdurları öne çıkarıp hangilerini marjinalleştireceklerine dair bir tercih. Örneğin, Afganistan’da kadınlara ve kız çocuklarına yönelik ş...

Bir Yıl Dayanan Ayakkabı Yazar: Gouya Roshan

Resim
  Bir Yıl Dayanan Ayakkabı İnsan, planlar ve düzenlemelerle yönlendirilen bir varlıktır. Günlük hayatımız “sonra”, “gelecek yıl”, “zamanı gelince” ve “ihtimale karşı” sözleriyle doludur. Geleceği garanti kabul ederiz; öyle ki onun için evler kurar, sigorta yaptırır ve sözler veririz. Ancak bütün bu kesinliklerin kenarında ölüm durur; olağanüstü bir olay olarak değil, soğuk bir gülümsemeyle bu manzaraya bakan değişmez bir gerçek olarak. Ayakkabısını kunduracıya verip “Onu öyle tamir et ki bir yıl dayansın” diyen adamın görüntüsü, basit ama derin bir anlam taşır. Bu ifade, insan zihninin özünü yansıtır: varlığını ve hayatta kalacağını doğal kabul eden bir zihin. Bu söz kibirden değil, alışkanlıktan doğar. Hayatı garanti saymaya alışmışızdır. Bedenimizi, giydiğimiz şeylerden daha dayanıklı sanmaya alışmışızdır. Oysa hayatın acı ironisi tam da burada gizlidir: Ayakkabı bir yıl dayanır, ama sahibi bir gün bile dayanamaz. Bu anlatıda ölüm bağırmaz, tehdit etmez, uyarmaya çalışmaz. Sadece...

Pakistan’da demokrasi neden hep yarım kalıyor?Yazar: Gouya Roshan

Resim
  Pakistan’da demokrasi neden hep yarım kalıyor? Seçim gürültüsüne rağmen Pakistan’da demokrasi hiçbir zaman istikrarlı ve şeffaf bir sisteme dönüşmedi. Son yetmiş yılda gördüğümüz şey halk egemenliğinin yerleşmesi değil; kısa ömürlü sivil hükümetler, açık ve örtülü askerî müdahaleler ve siyasete yönelik derin bir kamusal güvensizlikten oluşan kısır bir döngüdür. Pakistan’daki temel sorun seçimlerin yokluğu değil, gerçek gücün halkın eline geçmesini engelleyen yapıdır. Pakistan daha kuruluş anında kriz içinde doğdu. Aceleyle kazanılan bağımsızlık, yaygın şiddet, milyonlarca mültecinin yer değiştirmesi ve Hindistan’la süregelen çatışma, kırılgan ve güvenlik merkezli bir devlet yarattı. Böyle bir zeminde demokratik kurumların gelişimi geri plana itildi ve “kontrol”, “hesap verebilirliğin” yerini aldı. Pek çok ülkeden farklı olarak Pakistan’da devlet toplumdan önce şekillendi. Parçalı bir toplum, zayıf siyasi partiler ve siyasal katılım kültürünün eksikliği, demokrasiyi yaşayan ve kur...

Kanada’daki Yerli Halklara Yönelik Süregelen Adaletsizlikler Yazar: Gouya Roshan

Resim
Kanada’daki Yerli Halklara Yönelik Süregelen Adaletsizlikler İnsanlık tarihi; egemenlik, zulüm ve zorunlu göçlerle şekillenmiştir. Tarih boyunca pek çok insan adaletsizlik ve eşitsizlikle yüzleşmiş, çoğu zaman bu deneyimler kabul edilmiş ya da telafi edilmiştir. Ancak bazı gruplar için bu adaletsizlikler hâlâ sürmektedir. Bunlardan biri de günümüzde dahi bu baskının acısını yaşayan Kanada’nın Yerli halklarıdır. Tarihsel adaletsizliklerin yapısal sonuçları, onların günlük yaşamlarını etkilemeye devam etmektedir. Yerli halklar sistematik ayrımcılıkla sürekli olarak karşı karşıya kalmaktadır. Örneğin hastalandıklarında, çoğu zaman “aşırı alkol tüketimi” ile suçlanmakta ve tedavileri geciktirilmektedir. İş yerlerinde ve üniversitelerde eşit fırsatlara erişimleri sınırlıdır; sesleri nadiren duyulmaktadır. Hatta adlarını taşıyan kutlamalar bile, onların günlük yaşamlarına yönelik gerçek bir saygıyı yansıtmamaktadır. Kanada’nın bazı bölgelerinde Yerli halkların hâlâ temiz içme suyuna erişimi ...

Hayat, sonunu kimseye göstermeyen bir okuldur.Yazar: Gouya Roshan

Resim
Hayat, sonunu kimseye göstermeyen bir okuldur. Her gün yeni bir sınıfa gireriz; bazen hevesle, bazen korkuyla, bazen de sadece mecburiyetten. Bu okulda dersler her zaman istediğimiz gibi değildir, ama hepsi gereklidir. Sorunlar hayatın müfredatının bir parçasıdır. Onlar cebir dersleri gibidir; ilk başta karmaşık, kuru ve yorucu. Defalarca kendimize “Bu ne işime yarayacak?” deriz. Ama tam pes etmek üzereyken düşünmeyi, sabretmeyi ve çözüm üretmeyi öğreniriz. Cebir bize şunu öğretir: Umudu kaybetmezsek her bilinmeyenin bir cevabı vardır. Hayat da böyledir. Zorluklar bizi kırmak için gelmez; zihnimizi güçlendirmek ve kalbimizi derinleştirmek için gelir. Bazı dersler pratiktir, bazıları acı vericidir ve bazıları o kadar sessizdir ki bize ne öğrettiğini ancak sonradan anlarız. Başarısızlıklar ara sınavlardır, başarılar ise durmamız için değil, cesaret bulmamız için verilen notlardır. Hayatın iyi öğrencisi hiç hata yapmayan değil, her hatadan ders çıkarandır. Bir dersten kalmanın eğitimin so...

Keşke Hayat Bir Katalog Olsaydı Yazan: Gouya Roshan

Resim
  Keşke Hayat Bir Katalog Olsaydı Keşke hayat bir katalog olsaydı; sayfalarını çevirebilseydik ve yorulduğumuzda, nefes almanın daha kolay olduğu bir bölüme geri dönebilseydik. Kaygıların bu kadar ezici olmadığı, insanların bizi daha sade bir şekilde sevdiği ve hayallerimizin umut koktuğu bir bölüm. Belki de o günler, mutluluğun bir sebebe ihtiyaç duymadığı ve hüznün sürekli bir yol arkadaşı olmadığı günlerdi. Ama hayat, yalnızca bir kez yazılan bir kitaptır; geri alma tuşu yoktur, hataları silmek için boşlukları da yoktur.  Yine de içinde şaşırtıcı bir şey barındırır: Önceki bölümlere  dönemeyiz, ama onların ruhunu yeniden canlandırabiliriz. Bir anıyla, bir şarkıyla, bir insanla ya da yeniden sevmeye cesaret ederek. Belki de yaşam sanatı budur: geçmiş bölümler için pişmanlık duymak yerine, o mutlu günlerin ruhunu bugünün sayfasına taşımayı öğrenmek ve yolumuza devam etmek. Eskisi gibi değil; daha olgun, daha derin ve daha sahici.

Mutluluk Nedir ve İnsanlar Onu Nasıl Tanımlar?

Resim
  Mutluluk Nedir ve İnsanlar Onu Nasıl Tanımlar? Yazan: Goya Roshan Sürekli olarak bizi karşılaştırmaya ve karşılaştırılmaya iten bir dünyada, mutluluk soluk, kırılgan ve bazen de ulaşılamaz bir kavrama dönüşmüştür. Pek çok insan mutluluğun coğrafyada, gelirde, meslek unvanında ya da yaşam tarzında saklı olduğunu düşünür. Oysa gerçek şu ki, mutluluk her şeyden önce içsel bir hâlidir. Ne mekân, ne sahip olunanlar ne de konum tek başına belirleyicidir; insanın kaderini asıl şekillendiren, kendisiyle kurduğu ilişkinin niteliğidir. İnsan doğası gereği huzursuz ve güvensizdir; her zaman değişime, düşüşe ve kayba açıktır. Bunu kitaplardan değil, yaşanmışlıktan söylüyorum; bedelini tüm hayatımla ödediğim bir deneyimden. İnsanlar eşit olmayan koşullarda doğar ve eşit olmayan yollarda ilerler: kimi bolluk içinde, kimi yoksunlukla. Ancak tarih acımasızca ve dürüstçe göstermiştir ki, servet, güç ve toplumsal statü asla huzurun garantisi değildir. Her şeye sahip olup içten içe boş, yıpranmış v...